
Hayatın büyük bir kısmı, daha önce hiç yaşamadığınız şeyleri deneyimlemekle geçer: Bir uçağa binmek, bir dağın zirvesine tırmanmak, bir kar fırtınasının ortasında kalmak veya dilini bilmediğiniz bir ülkeyi ziyaret etmek… Bu tür deneyimlerin hayatımızı zenginleştirdiğini, onu daha ilginç ve bir o kadar da eğlenceli kıldığını düşünürüz. Go’da da bunun çok bariz bir karşılığı var: Oyunun neredeyse sonsuz sayıda olasılığı bulunuyor; ancak bazı oyuncular, alıştıkları sınırların dışına çıkmaya pek yanaşmıyor. Çoğumuzun nadiren, hatta belki hiç yaşamadığı pek çok şey vardır: açılışta bir yaklaşma hamlesine karşılık tenuki yapmak, rakibin 3-4 noktasındaki taşa temas etmesi durumunda ne yapacağını bilmek, ilk on iki kadar hamleden sonra oyuna en iyi nasıl devam edileceği konusunda kendinden emin olmak, küçük grupların durumunu doğru ve tutarlı bir biçimde değerlendirmek, tanıdık şekillere nereden sızılacağını bilmek gibi. Bu açıdan bakıldığında, hayatı boyunca okyanusu ya da karlı bir dağ zirvesini hiç görmemiş olmaktan gayet memnun olan insanlara benzeriz. Dünya, keşfedilmeyi bekleyen muazzam ve harika şeylerle doludur; mümkün olduğunca birçoğunu keşfetmek ve onlara aşina olmak için zaman, para ve enerji harcamaktan mutluluk duyarız. Go oynarken de aynı tutuma sahip olmalıyız. Sadece oynamak size Go’nun sunduğu o büyüleyici güzelliğin önemli bir bölümünü keşfetmenizi sağlamaz. Zaten bildiğiniz ve alıştığınız kalıpların dışına çıkmanız gerekir. Tam olarak bu nedenle kitaptan çalışmayı, ders almayı veya daha güçlü oyuncuların oyunlarını incelemeyi reddetmenin hiçbir mantığı yoktur. Dışarıda gerçekten büyüleyici bir dünya var. Sadece o bildiğimiz tanıdık alanın içinde kalmak yerine bu dünyayı keşfetmek için zaman ve çaba harcamalıyız. Kitapları sadece satın almayın; okuyun. Profesyonel oyunların sonuçlarına bakıp geçmeyin; tahtaya dizin ve inceleyin. Hep aynı açılış hamlelerini oynamayın; daha önce hiç denemediğiniz hamleleri deneyin. Go’nun düşündüğünüzden bile daha eğlenceli olduğunu keşfedeceksiniz.
William Cobb, 19 Eylül 2018
Fotoğraf: Phil Straus / Düzenleme: Chris Garlock
Çeviri: Utku Üzülmez
Kaynak
Orijinal metin:
A big part of life is experiencing things you have never experienced before: flying in a plane, hiking to a mountain top, being in a snow storm, visiting a country where you don’t speak the language. We think of such things as enriching our lives, making life more interesting, and fun besides. There’s an obvious parallel to this in go: the game has a virtually infinite range of possibilities, but some players seem resistant to getting outside their already familiar circumstances. There are a lot of things that many of us have seldom if ever experienced: playing tenuki in response to an approach move in the opening, knowing what to do when the opponent attaches to a 3-4 point stone, being confident about the best way to continue after the first dozen or so moves, consistently judging the status of small groups accurately, knowing where to invade common positions, etc. In this regard, we’re like people who are perfectly happy to have never seen the ocean or a snow-capped mountain. The world is full of amazing and wonderful things; we’re happy to spend time, money, and energy exploring and becoming familiar with as many of them as we can. We should have the same attitude toward playing go. Just playing won’t get you to a lot of the amazing amount of beauty and fascination the game offers. You’ve got to get outside the familiar patterns you already know. This is why it makes no sense to refuse to read books, take lessons, or study the games of stronger players. There’s a truly amazing world out there. We need to spend some time and effort exploring it and not just stay inside the familiar area we already know. Don’t just buy books—read them. Don’t just look at the results of pro games—play through them. Don’t just play the same opening moves—try some you’ve not used before. You’ll discover that go is even more fun than you thought.